
“Ankara Başka Bir Savaşa mı Hazırlanıyor?”
Bugün Türkiye’de kime dokunsanız bir ah işitiyorsunuz.
Emekli geçinemiyor, işçi feryat ediyor, çiftçi toprağa küsüyor, esnaf kepenk kapatmamak için direniyor.
Siyasetçi Savcı Sayan’ın, Şah İsmail’in annesinden alıntılayarak Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e yaptığı o tarihi uyarı tam da bu yüzden toplumda karşılık buluyor..
Ne diyor SAVCI SAYAN?
“Dünyanın en akılsız ustası, binanın en temelinden taş söküp duvar yapmaya çalışan ustadır!” diyor!
İlk bakışta haklı, rasyonel ve tamamen sokağın gerçeğini yansıtan bir isyandır Savcı Sayan’ın söylemleri.
Ancak madalyonun bir de tersi, yerleşik siyasi analizlerin ezberini bozan, Ankara’nın dehlizlerinde fısıldanan o “Derin Devlet Aklı” ve “Büyük Satranç Tahtası” var.. bugün 30 ekmek yeter mi
Gelin, komplo teorisi denilerek geçiştirilen ama harfiyen uygulanan o büyük asimetrik savunma stratejisinin perdesini aralayalım..
Mehmet Şimşek veya Ali Babacan gibi isimlerin;
“Erdoğan’a seçim kaybettirmek, tabanı eritmek için kurgulanmış kripto yapılar” olduğu iddiası yıllardır kulislerin en sevdiği malzemedir.
Çeyrek asırdır her türlü kumpası, muhtırayı ve darbe girişimini milimetrik hamlelerle bertaraf etmiş bir liderin, yanıbaşındaki bu ekonomik tahribatı “bilmemesi” ya da “öngörememesi” imkansızdır!
O halde şöyle soralım;
“Erdoğan bu yıkıcı ekonomik ajandaya neden bilinçli bir alan açtı?”-
Yani, Memet Şimşek’i daha önce bakanlıktan aldığı halde, ikinci kez neden bakan yaptı?
Cevaben;
“Ufukta sezilen daha büyük bir felakette gizli!” diye fısıldayanlar var!
Neyerden söz ediyor o fısıltılar?
“İç Savaş Senaryosu!”
2023 seçimleri arifesinde ülkenin içine sokulduğu kuralsız ekonomi modeli sürdürülemez bir noktaya gelmiş, rezervler tükenmişti.
Eğer rasyonel zemine dönülüp küresel finans sistemine bu alan açılmasaydı;
Dış borç kilitlenecek, ithalat duracak, ülkede akaryakıt, ilaç ve hammadde kıtlığı başlayacaktı.
Paranın pul olduğu, temel gıdaya ulaşılamayan bir Türkiye, Yabancı istihbarat servisleri için biçilmiş kaftandı.
Finansal çöküş üzerinden tetiklenecek bir toplumsal patlama, ülkedeki milyonlarca kontrolsüz sığınmacı fay hattıyla birleştiğinde, Türkiye’yi bir gecede geri dönülmez bir iç savaşa sürükleyebilirdi!
Peki, Türk Devleti böyle bir tehdit aldı mı?
11 ilimizin haritadan silindiği, yapay olduğu iddia edilen Maraş Depremi öncesi gelişmeler dikkate alındığında;
“Muhtemelen Evet!”
Devlet Aklı, fırtınada evin tamamen yıkılmasını önlemek için, duvarın bir kısmının yıkılmasını ve temelden taş eksilmesini (yani tabanın yoksullaşmasını) göze almış olabilir!
Mehmet Şimşek, küresel finans baronlarının vahşi saldırısını savuşturmak için vitrine konulan hem bir kalkan hem de işler sarpa sardığında faturanın kesileceği hazır bir günah keçisiydi belki de..
Anlayacağınız;
“Tehdit Unsurlarını Kendi İçinde Çürütme” stratejisi..
Peki, devlet sadece ekonomik cephede mi baraj kurdu?
Hayır!
Büyük bir iç savaş senaryosunda, Yabancı İstihbarat Servislerinin içeride kaldıraç olarak kullanacağı iki büyük dinamik güç vardı;
Sokağı mobilize edebilecek “Radikal Kürt Hareketi”
“Ve bu harekete meşruiyet şemsiyesi açabilecek ana muhalefet bloğu!”
“Devlet, daha savaş başlamadan bu cepheleri asimetrik hamlelerle felç etme yoluna gitti!”
“DEM ve PKK Hattı”
Son dönemde meclis zemininde geliştirilen şaşırtıcı diyalog arayışları ve temaslar, terör örgütünün tabanı üzerindeki kaldıraç gücünü elinden alma hamlesidir.
Devlet, Suriye’nin kuzeyinde kurulan Garnizon Kürt Devletinin Türkiye ayağını kesmek için, Kürt seçmeni küresel ajandanın paralı askeri olmaktan koparmaya çalışıyor;
“Biz sizinle müzakere sürecindeyiz..” diyerek sokağın refleksini kurutuyor!
“CHP’deki Bölünme ve Dönüşüm”
Bir iç karışıklık anında devletin en büyük kabusu, son yerel seçimlerde “Kent Uzlaşısı” adıyla somutlaşan CHP-DEM ittifakının sokağa meşruiyet kazandırmasıdır!
Eğer ana muhalefet sokağa çıkan radikal unsurlara “Demokrasi Mücadelesi” diyerek kalkan olsaydı, mesele terörle mücadele vasfından çıkar, rejim savaşına dönerdi!
Bugün CHP içinde yaşanan liderlik savaşları, kurumsal bölünmeler ve “Ulusalcı-Küreselci” çatışması tesadüf değildir!
Devlet, bu yapay iç hesaplaşmalarla meşru muhalefet cephesini parça pinçik ederek tek bir saf halinde devletin karşısına dikilme ihtimalini ortadan kaldırmıştır!
“İYİ Parti ve Gizli Emniyet Supabı”
Denklemin en kritik kırılma noktası ise;
İYİ Parti ve Müsavat Dervişoğlu’dur!
Biliniyor ki, Dervişoğlu ekolü ile Ekrem İmamoğlu arasında derin, organik ve finansal bağlar mevcut.
Olası bir kaos anında, İYİ Parti’nin İmamoğlu’nun liderlik edeceği “Sivil ve Demokratik bir Geçiş Hükümeti” kurgusunun sağ omurgası olması planlanıyor!
Ancak gözden kaçan bir şey var;
Dervişoğlu’nun genetiği, sokak hareketlerini ve devletin asimetrik reflekslerini çok iyi bilen “Eski Ekol Devlet Kültürü” ile yoğrulmuştur!
Faraza o kaos günü geldiğinde, meselenin bir hükümet değişikliği değil, ülkenin topyekün tasfiyesi olduğu anlaşıldığı an;
İYİ Parti içindeki o “Devletçi Damar” bir gecede uyanacaktır!
Tıpkı geçmişte Meral Akşener’in kritik virajlarda yaptığı gibi, Dervişoğlu da İmamoğlu ile olan tüm angajmanlarını yırtıp atacak ve devlet aygıtının yanında safını tutacaktır!
Büyük resme baktığımızda karşımıza muazzam bir “Sathı Müdafaa” stratejisi çıkmakta;
Mehmet Şimşek ile dışarıdan gelecek vahşi bir finansal suikastın önü alınıyor,
Bahçeli’nin DEM/PKK adımlarıyla iç savaşın etnik vurucu gücü nötralize ediliyor,
CHP ve İYİ Parti eksenindeki operasyonlarla da bu kaosa lojistik ve meşruiyet sağlayabilecek kitlesel blok içeriden çürütülüyor!
Bizler sandık, enflasyon, emekli maaşı ve parti içi kurultayları tartışırken;
Devlet Aklı, ülkeyi yaklaşmakta olan o küresel fırtınadan korumak için tahtadaki tüm piyonları ve kaleleri feda etmeyi göze alarak büyük bir hayatta kalma savaşı veriyor!
Mahmut Çetin
15/06/2026
Yorum bırakın