(BÖLÜM-III)

Şimdi bu büyük satranç oyununun final perdesini açıyoruz.
İstanbul’un asırlık yalılarından yükselen küresel fısıltılara karşı, Ankara’nın o soğuk, beton koridorlarında alınan kararların çarpışması..
İşte tefrikanın soluk soluğa okunacak final bölümü..
“Ankara’nın Soğuk Nefesi, Kültür Savaşları ve Büyük Hesaplaşma”
Yazı dizimizin ilk iki bölümünde, İstanbul Boğazı’nın o sızılması imkansız yalılarında kurulan kast sistemini, gizli locaları, muhtıra odalarını ve küresel elitlerle yapılan gizli ortaklıkları deşifre etmiştik..
Şimdi ise en can alıcı soruya geldik;
“1000 yıllık o meşhur “Devlet Aklı”, kendi kalbinde büyüyen ve küresel efendilere çalışan bu “Beyaz Oligarşi”ye karşı ne yapıyor?”
Anadolu insanı yalılardaki bu gücü çaresizce izlerken, Ankara’nın derin dehlizlerinde bu yapıya karşı sessiz ama çok kanlı bir tasfiye ve dönüştürme operasyonu yürütülüyor.
İşte İstanbul Dükalığı ile Ankara Aksı arasındaki o büyük savaşın perde arkası..
Ankara-İstanbul Savaşı..
“Sermayenin El Değiştirmesi”
Komplo teorisyenlerinin ve ekonomi-politik analistlerin en çok birleştiği nokta, son yirmi yılın aslında bir “Sermaye Savaşı” olduğudur.
Ankara, Boğaz aşiretlerinin devleti rehin alan finansal tekeline karşı, Anadolu’dan yükselen yeni bir sermaye sınıfı (Anadolu Kaplanları) yarattı!
“Finansal Kuşatma”
Eskiden kamu bankalarını kendi çiftlikleri gibi kullanan, istedikleri hükümeti devirip istediklerini getiren Boğaz Dükalığı, Ankara’nın savunma sanayii ve stratejik altyapı hamleleriyle köşeye sıkıştırıldı.
Devlet Aklı, yalıların küresel fonlarına bağımlı kalmamak için kendi yerli ve milli finans ağlarını kurdu.
Bugün Boğaz sermayesi hâlâ çok güçlü, ancak artık devletin üzerinde bir “Muhtıra Makinesi” değil;
Ankara’nın çizdiği oyun alanında oynamak zorunda kalan birer aktör konumundalar!
Zihin İşgali
“Kültür Endüstrisi ve Netflix Operasyonları”
Anadolu’daki aşiretler güçlerini korumak için silaha sarılırken,
Boğaz’daki aşiretler en büyük operasyonlarını Kültür ve Sanat üzerinden yürütüyor.
Zira onlar da biliyor ki;
“Bir toplumu silahla teslim alamazsınız, ama zihnini dönüştürerek köleleştirebilirsiniz!”
Kültür Tekeli;
Türkiye’deki çağdaş sanat galerileri, büyük tiyatrolar, edebiyat ödülleri, vakıflar ve son dönemde dijital platformlar (özellikle Netflix, BluTV vb.) tamamen Boğaz sermayesinin fon fonlamalarıyla ayakta duruyor!
Komplo dünyasına göre bu platformlarda üretilen içerikler masum birer sanat eseri değil.
Türk aile yapısını çökertmek, milli ve dini bağları zayıflatmak, küresel “cinsiyetsizleştirme” ve “kimliksizleştirme” politikalarını topluma enjekte etmek için kurulmuş birer Truva Atıdır!
Boğaz aşiretleri, küresel efendilerinin siparişi olan bu toplumsal mühendislik projesinin Türkiye’deki en büyük sponsorları ve uygulayıcıları olarak rolleri zihinlerimizi bulandırmak!
“Devlet Aklı Yok mu Ediyor, Ortak mı Yapıyor?”
Yazımızın en başında okuyucularımızın sorduğu o kritik soruya dönelim;
“Neden devlet bunların kolunu kanadını kırmıyor?”
İşte tam bu noktada, o kusursuz sandığımız romantik “Devlet Aklı Efsanesi” yerini acımasız bir rasyonalizme bırakıyor!
Devlet aklı, Boğaz aşiretlerini tamamen yok etmek istemez!
Neden mi?
Zira bu aileler, Türkiye’nin Batı dünyasıyla,
Küresel finans piyasalarıyla,
Ve uluslararası kurumlarla olan yapısal bağlarıdır!
Onları tamamen yok etmek, Türkiye’nin küresel sistemden tamamen kopması anlamına gelir!
Devlet Aklı, Boğaz’daki bu gücü tamamen ezmek yerine, onları;
“Kontrollü Bir Gerilim” içinde tutmayı tercih eder.
Bir yandan Anadolu sermayesiyle önlerini keser, diğer yandan küresel bir kriz anında bu ailelerin uluslararası network’lerini ülkenin çıkarları için birer “Diplomasi Kanalı” olarak kullanır.
Yani kol kanat kırılmaz; o kanatların sadece devletin belirlediği rüzgarda uçmasına izin verilir!
“Boğaz’ın Suyu Bulanık, Ankara’nın Suyu Soğuktur!”
Sonuç olarak; Türkiye’yi yönetmek gerçekten zordur!
Zira bu topraklarda sadece Güneydoğu’nun dağlarında değil, İstanbul Boğazı’nın en derin sularında da aşiretler pusuda bekler!
Biri silahla toprağa, diğeri parayla zihinlere hükmetmeye çalışır!
Ancak unutulmamalıdır ki; yalıların parıltılı ışıkları ne kadar uzağı aydınlatırsa aydınlatsın, bu ülkenin son sözünü her zaman Ankara’nın o soğuk ve asırlık hafızası söyler!
Boğaz’daki aşiretler küresel planlar yapadursunlar, bu toprakların kendi kaderini tayin edecek olan yegane güç, yine bu milletin bağrından çıkan o “Yerli ve Milli İradedir!”
Büyük Hesaplaşmada Safınız Neresi?
“Geldik zurnanın zırt dediği yere..
Sizce 1000 yıllık Devlet Aklı,
Boğaz Dükalığını ve zihinlerimizi işgal eden kültür endüstrisini gerçekten sessizce tasfiye mi ediyor,
Yoksa küresel sistemle bağları koparmamak için onlarla kapalı kapılar ardında yeni bir konsensüs mü kuuyor?
Romantiklerin sandığı gibi bir ‘Devlet Aklı’ hiç mi olmadı, yoksa o akıl bizim anlayamayacağımız kadar rasyonel ve acımasız mı çalışıyor?
Söz şimdi sizde..”
Mahmut Çetin
21/06/2024
Yorum bırakın