Sahi, Biz Neyi Tartışıyoruz?

Dün kaleme aldığımız;
“Kadir İnanır Üzerinden;
Sistemin Kültürel Kodları” başlıklı yazımız;
Yüzlerce paylaşım,
Yüzlerce ifade,
Yüzlerce yorum ve
Binlerce etkileşimle ilgi odağı olan analizimiz, muazzam bir fikir fırtınasına vesile oldu.
Bu yoğun ilgi için tüm takipçilerimize teşekkür ediyoruz..

Ancak madalyonun diğer yüzüne baktığımızda, toplum olarak satır aralarını okuma alışkanlığımızı ne denli kaybettiğimizi de üzülerek müşahede ettik!
Yazımızın ardından bir kesim, geçmişten gelen ideolojik bagajlarıyla sanatçıya hakaret etme sığlığına düştüler ki bu fütursuzca hakaretleri sayfamızdan temizledik!
Diğer bir kesim ise canlandırılan beyaz perde karakterleri üzerinden bir kutsama ayinine giriştiler!
Bazı takipçilerimiz de bizi;
“Yazarları ve Oyuncuları Eleştirmekle” itham ettiler..
Toplumun en büyük yanılgısı da tam bu noktada başlamakta;

Sanki sanatçılar oynadıkları filmlerin senaryolarını kendileri hazırlıyorlarmış gibi, faturayı ya da övgüyü sadece perdedeki yüze kesiyorlar!

Sanki biz yazımızı tek bir Kadir İnanır’a odaklamışız gibi, ismimiz üzerinden sığ bir kutuplaşma yaratmaya çalışıyorlar..

Gelin, sığ sulardaki bu kavgaları bir kenara bırakıp, küresel statüko ve kitle psikolojisinin o hiç konuşulmayan komplorik labirentlerine inelim..

Bugün modern dünya sineması da, Yeşilçam’ın o kült dönemleri de rastlantısal birer sanatsal faaliyet değildir!

Küresel elitler ve onların sosyo-politik laboratuvarları, kitlelerin içindeki birikmiş enerjiyi nasıl deşarj edeceklerini çok iyi bilirler.
Buna psikolojide ve “arınma/gaz alma” mekanizması denilir.
Sistem, kendi eliyle adaletsizlikler, ekonomik buhranlar ve kaos üretir.
Bu kaosun içinde yaşayan halkın patlama noktasına gelmesi durumunda..
Eğer kitlelerin içindeki o saf öfke kontrolsüz kalırsa, bu gerçek bir başkaldırıya ve sistemin tamamen yıkılmasına yol açar!
İşte tam bu risk anında devreye “Kültürel Paratonerler” sokulur..

Nasıl yani?

Siz sinema salonunda ya da ekran başında adaletsizliğe karşı racon kesen, masaları deviren, ağalara meydan okuyan bir jönü izlerken,
Aslında farkında olmadan içinizdeki o kabaran devrimci öfkeyi tüketirsiniz!
O aktör sahnedeki masayı yumrukladıkça, siz koltuğunuzda deşarj olursunuz.
Sinema salonunun ışıkları yandığında, isyan ateşiniz o perdede sönmüş, enerjiniz emilmiş olarak uysalca evinize dönersiniz!
Bu aktör bir filmde Kadir İnanır, bir başka filmde Cüneyt Arkın, bir başkasında Tarık Akan ya da başkaları olabilir!

“Hedef Kim?”

Biz ne Kadir İnanır’ın oyunculuk emeğini küçümsedik yazımızda, ne de o filmlerin uyarlandığı değerli yazarlarımızın dehasını eleştirdik..
Haddimiz de değildir zaten!
Bizim derdimiz aktörlerle ya da yazarlarla değil!
Biz, o iyi niyetli sanatçıların ve muazzam eserlerin, “Sistem Makinesi” tarafından nasıl birer enstrümana dönüştürüldüğünü anlatmaya çalıştık!
Küresel sinema endüstrisi, Hollywood’dan Yeşilçam’a kadar devasa bir Algı Tuzaklarından oluşur!

Bu sistem öyle kusursuz çalışır ki; aktör kendi samimi dünyasında halkı için bir şeyler yaptığını sanırken, küresel tiyatronun sahnesinde kitleleri uyuşturan bir ninninin başrolü haline gelebilir.
Dolayısıyla, bir sanatçıyı dünyevi inançları ya da son dönemin siyasi tercihleri üzerinden linç etmek ne kadar sığ bir aymazlıksa;
Onu, canlandırdığı hayali karakterler üzerinden kutsayıp dokunulmaz ilan etmek de o kadar büyük bir illüzyondur!

“Biz Hangi Aynayı Tutuyoruz?”

Biz bu yazıları, birilerini karalamak ya da birilerine övgüler dizmek için kaleme almıyoruz!
Bizim amacımız, kitlelerin önüne konulan o yapay kutupları (sağ-sol, inançlı-inançsız, bizden-onlardan) ortadan kaldırmaya çalışmaktır!
Zira sistem, siz o yapay kutuplarda biz birbirimizi yerken arkadaki büyük sömürü çarkını döndürmeye devam etmektedir!

Sosyal medyada klavye başında hakaret fırlatanlar da, körü körüne kutsayanlar da aslında aynı illüzyonun, aynı hipnozun etkisindedirler!
Yazılımı dışarıda, uygulaması içeride olan bu büyük tiyatroyu görmemekte ısrar edenlere sözümüz yok!
Biliyoruz ki; anlamak istemeyen yine de anlamayacaktır!
Zira uyuyanları uyandırmaya tek bir cümle yeter, uyuma taklidi yapanları ise hiçbir çığlık uyandıramaz!

Biz perdeleri kapatmaya değil, perdenin arkasındaki o devasa projeksiyon cihazını ve onu yöneten elleri göstermeye çalıştık!
Işıklar çoktan yandı;
Artık sinema salonundan çıkıp gerçek dünyadaki o büyük mühendislikle yüzleşme vaktidir!
Biz, uyanmak isteyenlerle yürümeye devam ediyoruz..

Mahmut Çetin

28/06/2026

Bir Cevap Yazın

MAHMUT ÇETİN sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin