Kod Adı “BARNABAS”

(Bölüm-2)

Susurluk’taki Siyah Çanta ve Esad Coşan’ın Sırrı

Yazı dizimizin ilk bölümünde, 1996 yılında Kıbrıs’taki Aziz Barnabas’ın mezarından askeri araçlarla ve maskeli adamlarla çıkarılan o bin yıllık teolojik sırrın, gazeteci Kutlu Adalı’nın kanıyla nasıl örtülmek istendiğini anlatmıştık.

Peki, o gece yerin altından çıkarılan o kadim metin Kıbrıs’ta mı kaldı?

Kesinlikle hayır!

Şimdi kemerlerinizi sıkı bağlayın; zira yolumuz Kıbrıs’ın sahil şeridinden, Türkiye’nin en karanlık virajı olan Susurluk’a ve oradan Avustralya’nın ıssız otoyollarına uzanıyor!

“Biz nelerin içindeymişiz!” diyeceğiniz o ikinci halkayı hep birlikte çözelim..

“Mezar Başındaki “Mehmet Özbay” ve Susurluk Virajı”

TBMM Susurluk Komisyonu raporlarına, dönemin istihbarat kayıtlarına ve ulaşılan belgelere göre; tam da Kıbrıs’taki Barnabas mezarının patlatıldığı günlerde adada çok tanıdık bir isim yürüyordu;
“Abdullah Çatlı!”

Derin devletin saha operasyonlarındaki en kritik ismi olan Çatlı’nın adadaki asıl görevi neydi?

Komplo teorilerinin ve bazı istihbarat itirafçılarının birleştiği nokta şöyle;
“Mezardan çıkarılan ve özel saklama muhafazalarına konulan orijinal Barnabas İncili’ni güvenli bir şekilde Türkiye’ye nakletmek!”

Metin Türkiye’ye getirilir.
Ancak devletin içindeki illegal yapılar bu eşsiz “Teolojik Şantaj ve Güç” nesnesini kendi aralarında paylaşamazlar!

Takvimler 3 Kasım 1996’yı gösterdiğinde, Balıkesir’in Susurluk ilçesinde bir Mercedes otomobil, bir kamyonun altına girer..
Bu haberle Türkiye’de yer yerinden oynar;
Siyaset, Mafya, Polis ve Derin Devlet aynı enkazın altından çıkar!

“Kazadan Hemen Sonra Kaybolan O Gizemli Siyah Çanta”

Susurluk kazasından sonra araçtan;
Susturuculu silahlar,
Suikast aletleri,
Sahte pasaportlar,
Ve tonla evrak çıkar;
Hepsi adli emanete alınır!

Ancak görgü tanıklarının;
Kazadan hemen sonra olay yerine gelen “Özel Yetkili” bazı şahısların araçtan alelacele alıp götürdüklerini söylediği bir şey vardır;
“Gizemli Bir Siyah Çanta”

O çanta resmi dava dosyalarında hiçbir zaman yer almaz, adeta buharlaşmıştır!

Peki, ne vardı o çantada?

Yıllarca istihbarat koridorlarında fısıldanan, araştırmacı yazarların peşine düştüğü iddia şudur;
Çatlı’nın gözü gibi baktığı o siyah çantanın içinde, Kıbrıs’taki Aziz Barnabas’ın mezarından çıkarılan ve Vatikan’ın milyarlarca dolarlık inanç endüstrisini kökten sarsacak olan “Orijinal Barnabas İncili” vardı!

Çanta kazanın karmaşası arasında devlet içindeki başka bir klik tarafından çekilip alınmıştır!

“Teolojik Analiz ve Ankara Toplantısı”

Prof. Dr. Esad Coşan Hoca Devrede..

İncil Devletin elindedir ancak içeriğinin, dilinin ve teolojik şifrelerinin çözülmesi gerekiyor.
Metnin, İslamiyet’in “Son Din” ve Hz. Muhammed (SAV)’in de “Son Peygamber” olduğu müjdesini Hıristiyan dünyasına karşı kanıtlayacak bilgileri içerip içermediğini incelemek sıradan bir istihbaratçının işi değildir.

Kulaktan kulağa yayılan bilgilere göre, Ankara’da çok gizli bir “Barnabas Toplantısı” yapılır.
Bu toplantıda, Barnabas İncili’nin ihtiva ettiği metinlerin “Dinsel ve Dilsel” analizi için Türkiye’nin en saygın, en entelektüel ilim insanlarından birine başvurulmasına karar verilir..

Kim üzerinde karar kılınır?
“İskenderpaşa Cemaati Lideri Prof. Dr. Mahmud Esad Coşan”

Esad Coşan Hoca, sadece dini bir lider değil, aynı zamanda Dinler tarihine ve kadim dillere hakim bir akademisyendir.

İddialara göre metni incelemeye, onun küresel çapta yaratacağı teolojik depremin şifrelerini çözmeye başlar.

Ancak hesaba katılmış mıdır, katılmamış mıdır, bilemeyiz ama..
Araştırmalar derinleştikçe, Esad Coşan Hoca uluslararası istihbarat örgütlerinin ve Vatikan bağlantılı odakların radarına girmiştir çoktan!

“Avustralya’da Fren İzleri Bile Olmayan TIR Kazası”

Esad Coşan Hoca, Türkiye’deki baskılardan ve İstihbarat Örgütlerinin yarattığı şüpheli atmosferden dolayı Avustralya’ya gitmiştir,
Ya da gönderilmiştir!

Niye?
Gözlerden uzak olmak için!

Ancak küresel takip orada da bitmez!
4 Şubat 2001 gecesi, Avustralya’nın Sidney kenti yakınlarında, Esad Coşan ve damadının da içinde bulunduğu araca gizemli bir TIR son sürat çarpar.
Hoca ve damadı olay yerinde şehit can verir, şehid olurlar!

Kazadan sonra Avustralya polisinin hazırladığı raporda sarsıcı bir detay vardır;
“Yolda hiçbir fren izi yoktu!”

TIR, sanki hedef gözeterek ve bilerek Hocanın ve damadının içinde bulunduğu aracın üzerine sürülmüştür.
Dahası, kazaya dair deliller jet hızıyla karartılır!
TIR şoförünün arkasındaki bağlantılar hiçbir zaman derinlemesine araştırılmaz.
Tıpkı gazeteci Kutlu Adalı gibi, Barnabas’ın teolojik sırrına dokunan Esad Coşan Hoca da şüpheli bir “kaza” ile susturulmuştur!

“Kanlı Çember Daralıyor!”

Gördüğünüz gibi, Barnabas İncili sıradan bir kitap değil;
Dokunanı, kapağını açanı, sayfalarını inceleyeni girdabına çeken kanlı bir nehir gibi akmaktadır!

Kıbrıs’ta başlayan harita, Susurluk’ta bir çantada kayboluyor, ardından o çantanın içindekileri dünyaya anlatabilecek dini birikim ve bilgiye sahip Esad Coşan Hoca Avustralya’da yok ediliyordu!

Peki, Abdullah Çatlı o meşhur kazadan hemen önce son telefon görüşmelerinden birini kiminle yapmıştı?

Ankara’daki o gizli toplantılarda;
“Esad Hoca bu işi çok araştırdı, açıklığa kavuşmasını istiyordu..” diyen ve dosyanın en büyük siyasi şahidi olan lider kimdi?

Evet, tahmin ettiğiniz gibi Muhsin Yazıcıoğlu idi!
Ve onun Keş Dağı’ndaki helikopterinde çürümeye bırakılan sır, bu zincirin en sarsıcı halkası olacaktı!

Yazı Dizimizin 3. Bölümünde;
“Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölmeden önceki son 15 gününde Ankara’da bir pastanede dostlarına gösterdiği cep telefonu fotoğraflarında neler olduğu..”

“Bunu gören herkes ölmüş” dedikten günler sonra helikopterin nasıl düşürüldüğü..”

“Ve kazadan sonra enkaza ulaşıldığında Yazıcıoğlu’nun cep telefonunu kimlerin, neden çaldığı..”

Karanlık daha da koyulaşacak
Takipte kalın..

Mahmut Çetin

09/06/2026

Bir Cevap Yazın

MAHMUT ÇETİN sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin