Kod Adı “BARNABAS”

(Bölüm-3)

“Keş Dağı’ndaki Telefon ve Kayıp Fotoğraflar”

Yazı dizimizin ilk iki bölümünde, Kıbrıs’ta Aziz Barnabas mezarından çıkarılan o kadim teolojik sırrın, önce gazeteci Kutlu Adalı’yı nasıl aramızdan aldığını, ardından Susurluk’taki kayıp siyah çanta üzerinden Anadolu’nun saygın ilim insanı Prof. Dr. Mahmud Esad Coşan’ı Avustralya’da fren izi olmayan bir TIR kazasına nasıl sürüklediğini anlatmıştık..

Şimdi, Türkiye’nin adalet ve dürüstlük sembolü olan bir liderin, Keş Dağı’nın dondurucu ayazında donarak ölüme terk edilişinin arkasındaki o asıl küresel ve teolojik şifreyi çözmeye çalışacağız.

Gelin, Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölmeden önceki son 15 gününe ve helikopter enkazında buharlaşan o cep telefonunun sırrına birlikte bakalım..
“Biz nelerin içindeymişiz!” dedirtecek o üçüncü halkayı aralıyoruz..

Gece Yarısı Saat 03:30
“Bunu Gören Herkes Ölmüş…”

Takvimler 2009 yılının Mart ayını gösteriyor..
Seçim meydanları hareketlidir ancak Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu’nun zihninde çok daha başka, küresel bir dosya vardır!

Dönemin şahitlerinin ve yakın dostu oyuncu Ahmet Yenilmez’in savcılık dosyalarına da giren beyanlarına göre; Yazıcıoğlu, vefatından çok kısa süre önce, gece yarısı saat 03:30 sularında dostlarını acilen Ankara’da bir pastaneye çağırır.
Masadakiler şaşkındır.
Yazıcıoğlu cebinden telefonunu çıkarır ve ekrandaki bazı fotoğrafları masadakilere göstermeye başlar.
Fotoğraflarda, Genelkurmay’ın ya da devletin en gizli dehlizlerinde saklandığı iddia edilen, üzeri Aramice yazılı orijinal Barnabas İncili’nin sayfaları vardır!
Yazıcıoğlu;
“İslamiyet’in Son Din, Hz. Muhammed (SAV)’in Son Peygamber” olduğu gerçeğini Hıristiyan Alemine kendi kaynağıyla kanıtlayacak bu sırra ulaşmıştır!
Masadakilere heyecanla, dünya tarihini sarsacak küresel bir sinema filmi ve uluslararası bir sempozyum projesinden bahseder,
Ancak hemen ardından, yüzünde buruk bir tebessümle o tüyler ürperten cümle dökülür dudaklarından;
“Bunu gören herkes ölmüş, biliyor musun?
Biz de görüyoruz işte…”
Bu acı kehanetin üzerinden çok değil, sadece iki hafta geçecekti..

“Keş Dağı’nda Sipariş Suikast”
“Karbonmonoksit ve Jetler”

25 Mart 2009
Muhsin Yazıcıoğlu’nu taşıyan helikopter, Kahramanmaraş’tan Yozgat’a doğru havalanır.
Ancak helikopter Keş Dağı’nın tepesinde düşer ya da küresel bir mekanizmayla düşürülür!

“Havadaki Sinsi Zehir”

Yıllar sonra ortaya çıkan otopsi raporlarında, helikopterde hayatını kaybedenlerin kanında normalin çok üzerinde karbonmonoksit gazı bulunur.
Yani yolcular ve pilot, daha helikopter havadayken sinsi bir gazla zehirlenmiş, bilinçlerini kaybetmiştirler!

“Askeri Jetlerin Hava Koridoru”

Bölgedeki köylüler, kazanın olduğu dakikalarda askeri jetlerin çok alçaktan uçtuğunu söylerler.
Jetlerin yarattığı o muazzam hava akımı, zaten bilinci kapanmak üzere olan pilotun helikopterini bir yaprak gibi dağa çarpmıştır!

“Enkazdaki Tornavidalı Askerler ve Çalınan Dijital Hafıza”

Asıl fecaat, kazadan sonra yaşanmıştır!
Dönemin valisine;
“Yazıcıoğlu Kurtarıldı, Hastaneye Götürülüyor..” şeklinde uydurma bir bilgi notu hazırlatılmış,
Bu yalan sayesinde arama kurtarma ekipleri tam tersi istikamete sevk edilmek suretiyle enkazın bulunması tam 48 saat geciktirilmiştir!
Amaç, helikopterde sağ kalanların da dondurucu soğukta donarak ölmesini sağlamaktır!
Ve o sırada, köylüler ve siviller enkaza yaklaştırılmazken, oraya herkesten önce ulaşan bazı “özel yetkili” askeri personeller vardır.
Kamera kayıtlarına ve dava dosyalarına giren o şok görüntülerde, askeri personelin ellerinde tornavidalarla helikopterin beynini, yani uçuş ve koordinat bilgilerini tutan GPS cihazlarını sökerek çaldıkları tescillenir!

Peki ya o cep telefonu?

Muhsin Yazıcıoğlu’nun o pastanede dostlarına Barnabas sayfalarını gösterdiği, o gizemli fotoğrafları barındıran şahsi cep telefonu ve hafıza kartları, kazadan sonra enkazın bulunduğu yerde hiçbir şekilde bulunamaz.
Birileri cihazları sökerken, Yazıcıoğlu’nun cebindeki o dijital hafızayı da gasp etmiş, küresel şantaj çetesine (Vatikan ve onun yerli işbirlikçilerine) teslim etmek üzere ortadan kaldırmıştır!

Sırrı İfşa Etmenin Bedeli
Muhsin Yazıcıoğlu sadece iç siyasi dengeler ya da bir seçim yarışı yüzünden Keş Dağı’na gömülmedi!
O, devletin elindeki en büyük teolojik kozu, batı dünyasının bin yıllık yalanını (teslis inancını) çökertecek olan Barnabas İncili’ni dünyaya ilan etmeye hazırlandığı için, küresel bir konsorsiyum tarafından susturuldu!
Telefondaki fotoğraflar alındı, helikopterin beyni söküldü!

Peki, devletin elinde bu İncil’e dair başka hiçbir iz, hiçbir belge kalmamış mıydı? Vardı elbette;
Genelkurmay’ın en mahrem yeraltı mahzenlerinde, yani Kozmik Oda’da!

Yazıcıoğlu’nun Mart 2009’daki tasfiyesinden sadece 9 ay sonra, Aralık 2009’da Ankara’da öyle bir tiyatro sahnelenecekti ki, o odalara girilip devletin elinde kalan son Barnabas belgeleri de çalınacaktı.
Hem de dönemin Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın;
“Bana suikast yapacaklar!” feryatları eşliğinde!

Yazı Dizimizin 4. Bölümünde;

“Kozmik Oda operasyonunun arkasındaki asıl hedef neydi?”

“Bülent Arınç, kendisine kurulan o uydurma suikast tiyatrosunda bilerek mi rol aldı, yoksa kullanışlı bir maşa mı yapıldı?”

“Devletin bin yıllık teolojik şantaj kozu olan Barnabas İncili şu an kimlerin elinde?”

Takipte kalın, büyük finale doğru giderken labirentin son kapısını açacağız inşallah..

Bizi takip etmeye devam edin..

Mahmut Çetin

10/07/2026

Bir Cevap Yazın

MAHMUT ÇETİN sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin