Kod Adı “TARSUS”

(Bölüm-2)

“Mavi Brandalar ve Kuş Uçurtulmayan 360 Gün”

Şehit polis memuru Mithat Erdal’ın kanıyla üzeri örtülmeye çalışılan o gizemli dehliz, 2012’den 2016’ya kadar derin bir sessizliğe gömülür.
Katiller ve onların arkasındaki o küresel kumpas şebekesi, dürüst bir polisi susturarak yer altındaki o “büyük sırrı” tamamen kontrol altına aldıklarını sanıyorlardı.
Ancak hesap etmedikleri bir şey vardır;
“Türk Devleti’nin Hafızası Asla Uyumaz,
Sadece Doğru Zamanı Bekler!”

15 Temmuz hain darbe girişiminin ardından devlet, kılcal damarlarına sızmış o yabancı istihbarat piyonlarını tasfiye edince, öncelikli olarak açılan dosyalardan biri de Tarsus Dosyası’dır.
13 Kasım 2016 sabahı, Tarsus’un 82 Evler Mahallesi sakinleri, daha önce tarihte hiç görülmemiş bir askeri ve istihbari operasyonla uyanırlar!

Şimdi, resmi tarihin;
“Sıradan bir arkeolojik kazı” diye geçiştirdiği, ama arkasında küresel bir bilek güreşinin yaşandığı o gizemli 360 günün perdesini aralamaya çalışalım;

Sokağı Dünyadan Koparan Mavi Duvarlar
O sabah Ankara’dan kalkan, hiçbir yerel birime bilgi vermeyen ve doğrudan Cumhurbaşkanlığı ile MİT koordinesinde çalışan 20 kişilik özel bir sivil ekip Tarsus’a ulaşır.
Ekibin güvenliğini sağlamak için sokağın giriş ve çıkışları tamamen kapatılır!

“Özel Harekat Kuşatması”

Sokağın başına uzun namlulu silahlarla donatılmış Özel Harekat polisleri dikilir.
Çevre binaların çatılarına keskin nişancılar konuşlandırılır.
Mahalle sakinleri bile kendi evlerine girerken GBT kontrolünden geçirilmeye başlanır, sokağa yabancı hiçbir canlının yaklaşmasına izin verilmez!

“Mavi Brandalar”

Kazı alanı, gökyüzünden uydularla izlenmesin ve içeride ne yapıldığı görünmesin diye devasa mavi brandalarla tamamen kapatılır.
82 Evler Mahallesi, tam bir yıl boyunca kelimenin tam anlamıyla dış dünyadan izole edilir.
Google Haritalar’da o evin üstü sansürlenir, nerdeyse kuş dahi uçurtulmaz!

“Resmi Masallar ve Yeraltındaki Nükleer Tedbirler”

Kazı uzadıkça kamuoyundaki baskı artar. Gazeteciler sokağa yaklaştırılmadığı gibi, dönemin milletvekilleri bile barikatları aşamazlar!
Toplumdaki bu büyük fırtınayı dindirmek için resmi kurumlar tarafından tarihin en komik açıklamalarından biri yapılır;
“Kültür Bakanlığı denetiminde, eski Roma dönemine ait birkaç çömlek ve sikke aranmaktadır!”

Şimdi istihbari mantıkla ve rasyonel akılla soralım;
“Devlet, üç beş kırık çömlek ve birkaç eski Roma sikkesi için Ankara’dan özel harekat timi gönderip koca bir mahalleyi bir yıl boyunca abluka altına alır mı?”

Tabii ki Hayır!

İşin aslı, o mavi brandaların arkasında yürütülen operasyonun niteliğindedir..

“7/24 Dışarı Pompalanan Sular”

Kazı boyunca o evin altından tonlarca su dışarı pompalanır.
Zira ekip, sıradan bir toprak kazısı yapmıyor;
Tarsus’un binlerce yıllık antik yeraltı şehrine, dehlizlerin en derin kör noktasına iniyorlar!

“Nükleer Koruma İddiaları”

Sahadan sızan en sarsıcı bilgi, içeri indirilen cihazların niteliğidir.
Alana sıradan kazma kürek değil;
Yeraltı görüntüleme radarları,
Sismik tarayıcılar,
Ve en önemlisi Nükleer Radyasyon Ölçüm Cihazları indirilir!

Yerin altında sadece teolojik bir belge değil de, antik çağlardan kalma, etrafına enerji ya da frekans yayan ezoterik bir nesne mi vardı acaba?
Bilemiyoruz!

“Brandanın Altındaki Dev Türk Bayrağı”

Kazı sürecinde en dikkat çekici detaylardan biri de, o mavi brandaların tam ortasına, gökyüzündeki yabancı istihbarat uydularının doğrudan görebileceği şekilde asılan devasa Türk Bayrağıdır!

Bu bayrak, sıradan bir milliyetçi refleks değil,
Küresel sisteme verilen çok net bir diplomatik mesaj içermektedir;
“Burası bizim egemenlik alanımız.
Yerin altında ne olduğunu biliyoruz, onu almaya geldik ve sizin uydularınızla burayı manipüle etmenize izin vermeyeceğiz!Yerin altındaki o kozmik sır artık Türk devletinin koruması altındadır!”

Vatikan ve batılı istihbarat servisleri (CIA/MI6) kazı boyunca Ankara’ya örtülü kanallardan baskı yaparlar, kazının uluslararası bir heyet tarafından yürütülmesini talep ederler!
Ancak Asil Devlet Aklı geri adım atmaz!
Tıpkı Kozmik Oda’da oyunu arkadan kurduğu gibi, Tarsus’ta da fiziki gücünü sahaya koyar!

  1. ncı Gün;
    “Çadırlar Sökülüyor, Kapıya Beton Dökülüyor”

3 Kasım 2017’de, tam 360 günün ardından o dev çadırlar ve mavi brandalar bir gecede sökülür.
Özel ekipler kamyonlarla Ankara’ya döner.
Kazı alanı ise bir daha hiç kimse giremesin, o dehlizlerin izi sürülemesin diye tonlarca beton dökülerek tamamen kapatılır!

Resmi rapor dosyasına şu yazılır;
“Yıkılan evde yapılan kazıda 1 adet çömlek parçası, 1 adet sütun parçası bulunmuştur…”

Diyeceksiniz ki;
“Polis Memuru Mithat Erdal bu “Bir adet Çömlek Parçası” için mi şehit edilmişti?”

“Özel harekat o kapıda bir yıl boyunca bir kırık parça için mi nöbet tutmuştu?”

Tabii ki öyle değildi;
Bu açıklama, devletin o büyük sırrı gizlemek için kullandığı nihai bir örtüydü!

Yeraltındaki o büyük “tahliye” tamamlanmış, emanetler alınmış ve dehlizlerin kapısı mühürlenmişti!

Yazı Dizimizin 3. Bölümünde;

“O beton dökülen dehlizlerden ne çıkarıldı?”

“Tarsuslu Pavlus’un (Aziz Paul) 2 bin yıldır sakladığı gizli İncil metinleri neydi?”

“Barnabas İncili’nin satır aralarındaki şifreler, bizi neden Tarsus’taki o eve götürdü?”

“Ve kazı bittikten hemen sonra Vatikan’dan gelen o gizemli heyet Ankara’da neyin pazarlığını yaptı?”

Sona yaklaşıyoruz;
Yerin altındaki teolojik nükleer silahın şifrelerini çözmeye hazır olun!

Bizi takibe devam edin..

Mahmut Çetin

14/07/2026

Bir Cevap Yazın

MAHMUT ÇETİN sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin